Elif Naz Özçelik 11A P2

 Birey Ve Çağ

 Bazen “ben kimim?” sorusu kafama öyle bir anda düşüyor ki, dersin ortasında, otobüste camdan dışarı bakarken ya da gecenin bir vakti telefon ekranına boş boş bakarken… Cevap vermek istiyorum ama net bir şey söyleyemiyorum. Çünkü ne zaman kendimi anlatmaya kalksam, işin içine başkaları da giriyor. Ailem, arkadaşlarım, öğretmenlerim, izlediğim videolar, okuduğum yorumlar… Sanki ben tek başıma bir insan değilim de, birçok sesin aynı bedende toplandığı biriyim. Kendi hayatımı yaşadığımı sanıyorum. Ama sonra fark ediyorum ki düşüncelerimin çoğu bana aitmiş gibi görünse de aslında dışarıdan bana sızmış. Mesela bir gün çok umutlu hissediyorum, ertesi gün her şey anlamsız geliyor. Bu kadar hızlı değişmem normal mi diye düşünüyorum. Sonra bakıyorum, etrafımdaki herkes de böyle. Demek ki bu ruh hâli sadece bana özgü değil; yaşadığımız zamanın bize bulaştırdığı bir duygu bu. Bizden sürekli bir şey olmamız bekleniyor. Başarılı, üretken, mutlu, özgüvenli… Ama kimse bu kadar yükü taşırken yorulmamızın normal olduğunu söylemiyor. Ben de bazen kendime kızıyorum neden daha iyisini yapamıyorum? diye. Oysa belki de sorun sadece bende değil. Belki de bu çağ, insanları sürekli kendileriyle yarışmaya zorluyor. Bunu bilinçli olarak yapmıyoruz; kimse gelip “hadi kendini yetersiz hisset” demiyor. Ama yine de hissediyoruz. Sosyal medyada gördüğüm hayatlar da beni etkiliyor. Bunu inkâr edemem. Oradaki insanlar mutlu, başarılı, güzel, özgür gibi görünüyor. Ben ise gerçek hayatımda bazen çok sıradan hissediyorum. Bu his bana ait sanıyorum ama aslında çağdaşlarımın çoğu aynı şeyi yaşıyor. Hepimiz aynı ekranlara bakıyoruz, aynı beklentilerle büyüyoruz. Yani ben sadece kendimi değil, çağımın dayattığı bir hayat algısını da taşıyorum. Bazen “keşke başka bir zamanda yaşasaydım” diyorum. Daha yavaş, daha sakin bir dönemde. Ama sonra şunu fark ediyorum: Ben bu çağda doğdum ve bu çağın sorunlarıyla büyüyorum. Kaçamam. Bu benim suçum değil ama benim gerçeğim. Bunu kabul etmek zor ama bir o kadar da gerçekçi. Yine de tamamen pasif değilim. Her şeyi sorgusuz kabul etmiyorum. Bazen durup düşünüyorum bu gerçekten benim istediğim mi, yoksa bana istenmesi öğretilmiş bir şey mi? Bu soruyu sormak bile önemli geliyor bana. Çünkü insanın kendi çağını yaşaması kaçınılmaz olabilir ama ona körü körüne teslim olması şart değil. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak çağımızın hayatını yaşadığımızı fark etmek, insanı biraz olgunlaştırıyor. Kendime daha anlayışlı olmamı sağlıyor. Çünkü artık biliyorum ki hissettiğim karmaşa, yalnızlık ya da kararsızlık sadece benim zayıflığım değil. Bu dönemde genç olmanın bir parçası. Belki de büyümek, sadece yaş almak değildir. Belki büyümek, kendini yaşadığı zamandan ayırmadan ama ona da tamamen karışmadan var olabilmektir. Ben hâlâ bunu öğreniyorum. Kendi sesimi, çağın gürültüsü içinde ayırt etmeye çalışıyorum. Sonuçta ben kendi hayatımı yaşarken, çağım da benimle birlikte akıyor. Benim düşüncelerimde, duygularımda, hatta suskunluklarımda bile var. Bundan kaçamam ama bunu anlayabilirim. Ve belki de bu farkındalık, insanın kendine en yakın olduğu andır. 

 Elif Naz Özçelik 11-A 738

Yorumlar